Suriyeli sığınmacıların yaşadığı sağlık ve entegrasyon sorunları raporlandı

Ülkelerindeki iç savaştan kaçarak canlarını kurtarmak için yeni umutlarla başka ülkelere giden göçmenler, gittikleri ülkelerde de çeşitli zorluklarla karşılaşıyor. Ülkelerindeki savaşı arkadalarında bırakmaya çalışan göçmenler bu sefer de gittikleri yerlerde sağlık ve entegrasyon problemleriyle yüzleşiyor. Suriyeli mültecilerin yaşadığı bu problemler çalışma raporlarına konu oldu.
 Tarih: 12-01-2021 19:00:00
Suriyeli sığınmacıların yaşadığı sağlık ve entegrasyon sorunları raporlandı

Ülkelerindeki iç savaştan canlarını kurtarmak için kaçan mülteciler, göç ettkileri ülkelerde çok ciddi problemlerle karşı karşıya kalıyor. Özellikle sağlık ve entegrasyon noktasında hayati sorunlarla yüzleşen sığınmacılar, çeşitli zorluklara göğüs germek durumunda kalıyor.

 

 

Suriyeli mültecilerin yaşadığı bu problemler çalışma raporlarına konu oldu. Yaşanan problemlerin kaleme alındığı araştırmada, sorunların çözümü için de öneriler sunuldu.

SAĞLIK VE ENTEGRASYON PROBLEMLERİNE ÇÖZÜMLER

 

 

The University of Massachusetts Lowell'dan Merve Armağan-Boğatekin'in araştırması, Gaziantep, Şanlıurfa, Kilis, Kahramanmaraş, Hatay, İdlib'de gerçekleştirildi. Yapılan araştırmalar çarpıcı sonuçları ortaya çıkartırken Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu(SMDK) Başkanı Nasr ALHARİRİ de raporu değerlendirdi.

Raporda sığınmacıların Aile yapısı, Toplumsal Kabul/Uyum konuları ele alınırken aynı zamanda sağlık hizmetleri adına Hastaneler, kamplar, psikolojik destekler de inceleme altına alındı. 

Türkiye'nin de dahil olduğu pek çok ülkeye sığınmak durumunda kalan mülteciler, ülkelerindeki zorlukların yanı sıra gittikleri yerlerde de farklı sorunlar ile her geçen gün yüzleşmeye devam ediyor. Özellikle artan yabancı düşmanlığı da sığınmacıların en büyük sorunlarından biri olarak günümüzde karşımıza çıkıyor.

KALEME ALINAN O RAPOR

Gözlem Raporu: 
Suriyeli Sığınmacıların Yaşadığı Sağlık ve Entegrasyon Sorunları 
ve 
Çözüm Önerileri

Merve Armağan-Boğatekin

The University of Massachusetts Lowell
PhD Candidate - Applied Psychology and Prevention Science


SAHA ÇALIŞMASI GÖZLEM SONUÇLARI
Gaziantep, Şanlıurfa, Kilis, Kahramanmaraş, Hatay, İdlib (Suriye)


YÖNETİCİ ÖZETİ

Türkiye, son on yıldır pek çok ülkenin altyapısal olarak kaldıramayacağı bir göç akımıyla karşı karşıya. Sahip olunan göç sistemi, dünyadaki en liberal mülteci sistemlerinden biri olmasına rağmen acilen harekete geçilmesi gereken beş problematik başlık mevcuttur. Bu raporda bu hususlar detaylıca ele alınacak ve çözüm önerileri sunulacaktır. Bu başlıklar sırasıyla: aile yapısı, toplumsal kabul-uyum, sağlık sistemi, kamplar ve psikososyal destek şeklinde detaylandırılacaktır.
Bir diğer önemli mesele ise politikaların mültecilerin geri dönecekleri düşüncesiyle yapılıyor olması. Bu şekilde düşünmek entegrasyon/harmonizasyon üzerine çalışmayı zorlaştırıyor ve araştırmacılar mültecilerin büyük kısmının kalıcı olduğu konusunda hemfikirdir. Bu sebeple  Suriyelilerin kalıcı olduğu düşünülerek planlama yapılması daha faydacı bir yaklaşım olacaktır. Bu, aynı zamanda gruplararası çatışma ve önyargıyı azaltma konusunda önemli bir adım olacaktır. Sürecin başında Türk halkı yardımseverliğini göstermiş ve bütün imkanıyla seferber olmuş durumda olmasına rağmen, yapılan çalışmalar Suriyelilerin topluma kabul oranlarının nisbeten düşük olduğunu göstermektedir. Arkadaşlık, komşuluk ilişkileri zayıf olduğu için entegrasyon yavaşlamakta ve zaten sosyal destek sistemi çökmüş olan sığınmacılar daha farklı stres unsurlarıyla da başa çıkmak durumunda kalmakta. 
Bu raporda gözlemler sonucu en çok göze çarpan beş sorun ayrı başlıklar altında incelenmiştir. Bu başlıklar sırasıyla: aile yapısı, toplumsal kabul-uyum, sağlık sistemi, kamplar ve psikososyal destek şeklinde detaylandırılacaktır.

1)    Aile yapısı
Suriye uzun zamandır bir savaş halinde olduğu için babasız ailelerin çok fazla olduğu göze çarpmakta. Göç İdaresi verilerine göre ülkemizde bulunan Suriyelilerin %70’i kadın ve çocuklardan oluşmaktadır. Evde bir baba varsa dahi geleneksel ‘baba rolü’nü kaybetmiş durumda. Kadınlar ve çocuklar çalışıyor ve özellikle çocuklar dili daha rahat öğrenebiliyorlar. Babalar ise eve ekmek getiren kişi olma rolünü ve sorumluluk hissini kaybettiği için şiddete yönelim gosterebiliyor.
Çocuklarda alt ıslatma, uykusuzluk, özellikle geceleri tek kalamama ve unutkanlık sıklıkla görülmekte. Bu hususta psikososyal desteğin önemi büyük olduğu için çalışmalar hızlı bir şekilde genele yayılmalı ve erişimi kolaylaştırılmalı. Bunun yanı sıra, toplumda psikolojik rahatsızlıklara dair etiketlemenin azalabilmesi adına bilinçlendirme çalışmaları da yapılmalı.
Görüşme yapılan doktorların gözlemlerine göre Suriyeliler arasında yetersiz beslenme dolayısıyla engelli bebek oranları yüksek. Kadınlarda demir eksikliği sıkça görülüyor ve bebekler ufak doğuyor.
Çok eşlilik: Görüşme yaptığım kadınlar evlilik cüzdanında Türkiye’deki durumun aksine 4 eş ve 20 çocuk için yer olduğunu ifade ettiler. Bu sebeple Türkiye’de çokeşliliğin yasak olmasına alışamayan aileler mevcut. Suriye’deki hanımıyla bu sebepten dolayı resmi evlilik yapmayan fazla sayıda erkek var. Kamplarda 2-3 çadır/konteyneri olan erkekler olduğu da gözlemlendi.
Erkekler iş bulamadığı için kendi aralarında şiddetli kavgalar olması şiddete yönelim konusuna eğilmemiz gerektiğini gösteren bir diğer unsur. Aynı zamanda çocuklar arasında da akran zorbalığı sıkça görülüyor.
Aldatma, boşanma ve ikinci evliliklerin yaygın olduğu ifade edildi. Maddi zorluktan dolayı ya da dul olmanın toplumsal algısından dolayı boşanamama ya da hemen evlenme de gözlenen durumlar arasında.
2)    Toplumsal Kabul/Uyum
Pek çok kadın topluma kabul edilmediğini hissettiğini ifade etti. Azarlanma ve küçük görülme gibi durumları hemen her gün yaşadıklarını söylediler. Yapılan çalışmalar da bunu doğrular nitelikte. Benim de doktora çalışmalarım sonucunda bulduğum sonuçlar buna işaret ediyor. 49 şehirden 322 katılımcıyla gerçekleşen çalışmam sonucunda totalde Suriyelilerle ilgili 253 pozitif anıdan bahseden Türkler, 462 tane de ırkçı söylem kullandı. Bu hususta farkındalığın arttırılması ve müdahale programlarının düzenlenmesi, toplumsal kabul ve uyum süreci hızlanabilir.
Siyasilerin özellikle seçim dönemindeki nefret içerikli söylemleri ve geri göndermeye yönelik vaatleri sığınmacılar üzerinde büyük bir stres unsuru haline geldi. Siyasilerin bu diskuru tabanda da karşılık bulmakta ve nefret suçlarına zemin hazırlamakta. Saha çalışmamız boyunca “Seçim gecesi hiç uyumadık, sürekli dua ettik.” diyen pek çok sığınmacı oldu. Yaşanan bu stres fiziksel ve psikolojik iyilik halini de olumsuz etkilemekte.
Asimilasyon korkusu dünya genelinde göçmen popülasyonları arasında dil öğrenme önünde bir engel teşkil ediyor. Örnek: Almanya’daki Türk taksici: “40 yıldır buradayım, çok şükür bir kelime Almanca öğrenmedim.” diyebiliyor. Bu gibi sebepleri ortadan kaldırabilmek adına dil kurslarına ve öğrenmeye nasıl teşvik edileceğine dair kapsamlı bir çalışma yapılması gerekmektedir.
Kızılaykart’ın gelirinin büyük kısmının World Food Programme’den geldiği vb. bilgiler tabana yayılmalı. “Devletin parasıyla onlara yardım yapılıyor, Türklere değil” algısı toplumda çatışmalara ve yanlış anlaşılmalara sebebiyet veriyor.
Türkiye’nin Müslüman ülke olması ve insancıl tavrı Suriyeliler açısından çok büyük önem taşıyor “Avrupa’ya gitmek istemiyoruz, burası Müslüman ülke, ezan sesi var. Ayrıca Lübnan’da bile böyle güzel karşılanmadık.”diyen sığınmacılar oldu. Bu sebeple ortak kimlik inşası için dinin kullanılması, entegrasyonu hızlandırabilecek bir unsur. Fakat yapılan çalışmalar, ekonomik durumun ‘din kardeşliği’nden ön plana geçtiğini göstermiştir.
Suriyeli kadın algısı magazinselleştirilmiş durumda. ‘’İkinci eş meselesi, makyaj alışkanlıkları ve dış görünüşlerine dikkat etmeleri’’ gibi söylemler sürekli gündemde tutularak Suriyeli kadın imajı zedelenmekte ve bu da toplumsal uyum sürecini yavaşlatmakta. Halbuki Orta Doğu’da Filistin’den sonra kadın okur yazarlık oranı açısından 2. ülke Suriye’dir. Burada ‘kadının objeleştirilmesi’ (objectification of women) bariz bir şekilde görülüyor.
Wanted/not welcome ikilemi: Entegrasyon, eğitimli ve yüksek sosyo-ekonomik durumu olanlar için dünyanın hiçbir yerinde hiçbir zaman diğer kesimlerdeki kadar sorun olmadı. Zaten herkes bu grubu ülkesinde istiyor ve onlara pek çok konuda tolerans gösteriyor. Fakat geride kalanlar dışlanmaya ve ayrımcılığa maruz kalıyor. Asıl odaklanılması gereken kesim bu yüzden onlar.
Türkiye’de Suriye diskuru genelde muhafazakar kesimin sahiplendiği ve “ensar”lık olarak değerlendirildiği için muhalif düşüncedekiler gelmelerine karşı olmaları gerekiyormuş gibi bir pozisyonda kalıyorlar. Bu meselenin siyaset üstü bir insani mesele olduğunun altının çizilmesi gerekiyor. 
Kadın haklarıyla ilgili toplantılarda kadınların olmaması düşünülemeyeceği gibi, Suriye meselesinin konuşulduğu ve onlara dair kararların alındığı toplantılarda da Suriyelilerin ve kuruluşlarının olmaması bir o kabul edilmemeli. Bu gibi toplantılarda muhakkak bir paydaş olarak masada yer almaları garanti edilmeli.
‘Almanya’daki göçmenlere dair projeleri Almanlar yürütüyordu. Bizi sadece kullanıyorlardı, hiç liderlik eden olmuyorduk’ diyen göçmen vatandaşlarımız üzerinden düşünerek, ülkemizdeki Suriyelilere de bu çalışmalarda danışılması ve gerektiğinde liderlik verilmesi elzemdir. 
Suriye’de büyük bir Türkmen popülasyonu var ve onlar da şu an mülteci statüsündeler. Türkçe konuşan sığınmacı Türkmenler ayrıca ele alınmalı zira göç ve travmanın yanı sıra bir kimlik çatışması yaşıyorlar: “Orada pis Türklerdik, burada pis Araplarız. Biz ne zaman temizleneceğiz?” diyen bir katılımcı yaşadıkları ikilemi bu güçlü ifadelerle belirtti.

3)    Hastaneler: Sağlık hizmetleri, yapılan çalışmalarda en çok tatmin eden hizmet olarak görülüyor. Yine de muhakkak değinilmesi gereken birkaç husus var.
Dil bariyeri: Terapiler ve doktor muayeneleri tercüman aracılığıyla oluyor. Tercümanların tavırları ve üçüncü şahıs olmalarının durumu zorlaştırdığını söyleyen doktorlar ve hastalar oldu. İki taraf da söylediklerinin tam olarak tercüme edilmediğini düşünüyor. Bu da hasta-doktor ilişkisini negatif etkileyeceğinden dolayı insanların sağlık durumu açısından elverişli bir ortam hazırlamamakta.
Psikosomatik ağrılar oldukça yaygın. Yapılan fiziksel tahliller sonucunda sebebi açıklanamayan ve psikolojik olarak gerçekleştiği düşünülen hastalık ve ağrılara psikosomatik denilir. Bu yüzden hastanelerde muhakkak psikolog ve psikiyatristlerle çalışılmalı ve işbirliği yapılmalı. Özellikle kamplarda bu anlamda istihdam sağlanmalı ve şehirlerde de dil bilen ruh sağlığı çalışanlarına erişim kolaylaştırılmalı.

4)    Kamplar: Kamplar büyük oranda kapatılmış olsa da hem şu an orada bulunan hem de geçmişte bir süre kampta kalmış sığınmacılar açısından büyük etkiler bırakan birkaç husus var.

Konteyner ve çadırlar ortalama 20 m2. Bazılarında kişi sayısı 8’e kadar çıkıyor. Kalabalık yerlerde yaşamanın psikolojik ve fiziksel sağlığa etkisine dair literatürde geniş kapsamlı çalışmalar var. Bu durum aynı zamanda mahremiyet algısına da zarar verebilir.
Eğitime bilhassa önem vermek gerekiyor. Radikalleşmeyi ve ileride oluşabilecek çeşitli tehlikeleri engellemek adına bu önemli bir adim.
Camiler sadece namaz kılınan yerler olmaktan çıkıp, toplum merkezi işlevini geri kazanmalı. Ortak noktamız olan İslam üzerinden giderek sosyalleşme ve uyum süreci hızlanabilir.
Kamp ve saha çalışanları çok zorlu bir iş üzerinde çalışıyorlar ve pek çok travmayla onlar da yüz yüze geliyor. Bu sebeple psikolojik destek almaları sırf yoğun tempoları ve tükenmişlik sendromu tehlikesi düşünüldüğünde bile elzem. Çalışmamız esnasında “Bu mesleğe başladığımda duygusaldım ama şu an duygu ve vicdanımı tamamen kaybettim.”, “Son 1 aydır çok mutsuz hissediyorum” gibi ifadeler kullanan saha çalışanları oldu. Bu hem onlar için hem Suriyeliler için sağlıksız bir durum.
Alex Aleinikoff Avrupa’daki kamplarda Suriyeliler geri gitmek istesinler diye özellikle kötü davranıldığını ifade etti.  Saha çalışmam esnasında Yunan bir araştırmacı ile kültürel yetkinlik üzerine konuşurken, Yunanistan’daki kamplarda Suriyelilere uzun süre domuz eti verildiğini ve 2018 yazında henüz bu uygulamanın kaldırıldığını öğrendim. Türkiye’deki kültürel yetkinlik (cultural competency) her anlamda çok daha başarılı. Yemek kolilerinin bile damak tatlarına uygun gıdalarla hazırlanması Türkiye’nin bu meseleye nasıl yaklaştığını bir kez daha gösteriyor.

5)     Psikolojik Destek
Saha çalışanları, kadınların Toplum Merkezleri’nde psikolojik destek  alacakları zaman ancak 4-5 seans sonunda kendilerini açabildiğini ifade etti. İlk başta süslenerek gelen kadınlar, bir psikolojik sorun yaşamıyor gibi görünseler de aslında dışarıdan bakıldığında ruh dünyasının anlaşılamayacağının canlı bir örneği oluyorlar. Bu sebeple yönetim ve halk bazında psikolojik problemler olmadığında dair bir yanlış anlaşılma olabilir. Bu hususta muhakkak bilinçlendirme ve farkındalık çalışmaları yapılmalı.
Görüşmecilerden 1.5 yıl geceleri baskın korkusuyla kuyuda uyuyan, halasının parmaklarını köpeklerin yediği, akrabalarının cesedini “kebap kokusu geliyordu” diye tasvir eden kadınlar var. TSSB (Travma Sonrası Stres Bozukluğu) oranları oldukça yüksek. Kadınlarda ve çocuklarda yüksek ses (havai fişek, uçak ya da süpürge sesi) duyduklarında aşırı tepki verme hali mevcut olduğu gözlemlendi. Çocuklarda konuşma bozuklukları da görülebilmekte.

Etiketler
  Kaynak: haber7.com
  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.
  DİĞER DÜNYA Haberleri
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ
ŞANS OYUNLARI
BİZİ TAKİP EDİN
  • YUKARI