Turgay ÖZBEK - DÜNYA HALİ
  Güncelleme: 28-11-2021 20:27:00   15-11-2021 09:17:00

9 Mart 1971 Sol Darbe

            Okuduğum kitabın adı "9 Mart 1971 Türkiye'de Sol Darbe Teşebbüsü", yazan Önder Ege, ISBN: 978-625-7369-72-5. Avukat olan Ege, doktorasını Kadir Has Üniversitesinde tamamlamış.Yazar, 9 Mart 1971 tarihine plânlanan, ama yapılmadan önlenen "Sol Darbe"ye giden gelişmeleri 1961 yılından başlayarak anlatıyor kitabında. Çünkü, bu darbeye kalkışan çeşitli grupların ortak kanısı, 1960 ihtilâlinin "eksik" kaldığı.Kitap 1961-1971 döneminin çalkantılı siyasi ortamını güzel özetlemiş; dünyadaki "68 kuşağı" hareketleri de bu döneme denk geliyor.

            Türkiye'nin 1924 Anayasası ile başlayan Cumhuriyet dönemini, ben bir sarkaca benzetirim. Bir yanda 1950 öncesi tek parti dönemi, diğer yanda 1950-1960 Demokrat Parti devri. Bir yanda 1960 Darbesi ve 1961 Anayasası sonrası yirmi yıllık dönem, diğer yanda 1980 Darbesi ve 1981 Anayasasının sonrası. 1961 Anayasası'nın hüküm sürdüğü 1961-1980 dönemini de iki kısım olarak düşünebiliriz; 12 Mart 1971 Muhtırası öncesi ve sonrası. 1971 Muhtırası bir bakıma 1980 Darbesinin girizgâhıydı.

            Bu bağlamda, 1961-1971 dönemi (bariz askeri vesayete rağmen) Türkiye'nin bugüne kadar yaşadığı en demokratik dönemdi diyebiliriz, demokrasiyi dört beş yılda bir sandığa gitmek olarak değil de gerek vatandaşa tanınan örgütlenme serbestisi gerek seçimlerde partilerin ülke genelinde aldıkları oy ile mecliste aldıkları sandalye sayısının örtüşmesi olarak düşünürsek. 1961 ve 1965 seçimlerinde "milli bakiye" usulüyle bu örtüşme sağlanmıştı, 1969seçimlerinde bu usül kaldırıldı.Yetmedi,daha sonraları seçimlere "baraj" getirildi ve bu örtüşme yok oldu gitti. Büyükler aldıkların oyun çok üstünde sandalye aldılar; küçükler seslerini duyuramaz, biz de duymaz olduk.

            1960 ve 1980 İhtilâlleri, ilk nefeslerinde NATO'ya bağlılık yemini ederlerken, 9 Mart 1971 Sol Darbesi NATO'dan çıkmayı hedeflemişti; Türkiye, zamanın iki kutuplu dünyasında Bağlantısızlar arasında yer alacaktı. Desteğini ordudan alacak tek parti rejimi kurulacak, Toprak Reformu ve yaygın kamulaştırmalar yapılacaktı.

            Şimdi olup biteni kitaptan alıntılarla özetleyelim.

            "27 Mayıs 1961 Anayasası ile sendikal ve politik örgütlenme alanında özgürlükler getirilmişse de daha önce, 1924 Anayasası'nda sadece milletin seçtiği temsilcilere ait olduğu ifade edilen "egemenlik hakkı"na bazı ortaklar getirilmişti. … vesayetçi yapıların başında ise ordu geliyordu. Milli Güvenlik Kurulu oluşturularak askerin doğrudan yürütmeye etki etmesi sağlanmış ve 1 Mart 1961 tarihinde kurulan Ordu Yardımlaşma Kurumu ile ordu ekonomiye de el atmıştı. … 27 Mayıs Darbesi'ni yapan Milli Birlik Komitesi üyeleri, kendi aralarında bölünmüş ["Ilımlı Kanat", "Ondörtler" olarak adlandırılan "Radikal Kanat"ı tasfiye ederek yurtdışına sürgüne göndermişti.] … üç ay sonra ise 235 general "orduda gençleştirme" gerekçesiyle emekliye sevk edilmiş, görev başında sadece 15 general kalmıştı. Öye yandan, … yaklaşık 7200 subayın emekliye sevk edilmesi, ordudaki gerilimi arttırmıştı. Bu çerçevede ordu içindeki "ılımlılar" ve "radikaller" mücadelesi sonraki yıllarda da devam etmiştir."

            "Özellikle 1965 genel seçimleri ile Süleyman Demirel liderliğindeki (Demokrat Parti'nin mirasçısı) Adalet Partisi'nin tek başına iktidar olması ve her yıl giderek artan toplumsal huzursuzluk ve derinleşen ekonomik sorunlar, ordu içindeki radikal unsurların güçlenmesine neden olmuşdu. Ordu içindeki birçok subay, 1960 müdahalesinin yapılmasına neden olan koşulların yeniden oluştuğunu düşünüyordu. Böylelikle, Türkiye'de 1961-1971 yılları arasında, özellikle 1967 yılından sonra bir askeri müdahale beklentisi güçlenmişti. … ordu içindeki irili ufaklı cunta teşkilatları zamanla tek bir 'cunta' ve 'yön' etrafında birleşmişlerdi. Darbe için birleşilen cunta, '9 Mart Cuntası', belirlenen 'yön' ise 'sol' idi."

            "9 Martçı sol cuntanın ideolojik altyapısı ise, Doğan Avcıoğlu tarafındanileri sürülen tezler etrafında şekillenmişdi. Avcıoğlu, Fransa'da iktisat ve siyasal bilimler öğrenimi görmüş ve 1955 yılında Türkiye'ye dönmüştü. … Fransız politikacı Pierre Mendés France tarafından dile getirilen "parlamentoya karşı güçlü hükümet" … görüşünden etkilendiği bilinmektedir. … Bu çerçevede, Doğan Avcıoğlu kitaplarında ve makalelerinde , "cici demokrasi" adını taktığı parlamenter demokrasiyi eleştiriyor, devlet yönetim şekli olarak tek parti ve devletçilik esaslı, … sosyalist askeri yönetimi tarif ediyordu. … O dönemde Avrupa, özellikle Fransa, ve ABD arasında sorunlar mevcuttu. Avcıoğlu'nun görüşleri Avrupa ve Üçüncü Dünya'daki yükselen Anti-Amerikancı dalga ile örtüşüyordu. Hâl böyle olunca, ortaya konulan Anti-Emperyalist ideolojik çizgi, ordudaki Üçüncü Dünyacı, sosyalist ve Kemalist askeri okul talebeleri ile subayların ilgisini çekmekteydi. Doğan Avcıoğlu tarafından yazılan kitaplar ve Devrim gazetesi, askeri okul ve ordu kantinlerinde adeta "bestseller romanı" gibi satılıyor, elden ele dolaşıyor ve başucu kaynakları olarak her yere götürülüyordu."

            "Darbeyi yapması planlanan 9 Martçı sol cunta, … asker sivil cuntaların birleşmesi ile teşkil etmiştir. [Kara Kuvvetleri Komutanı] Org. Faruk Gürler, [Hava Kuvvetleri Komutanı] Org. Muhsin Batur, [Donanma Komutanı Ora. Kemal Kayacan] ve Tümg. Celil Gürkan liderliğindeki cuntada, [1960 Milli Birlik Komitesi "ılımlı"larından] Em. Korg. Cemal Madanoğlu, Em. Kur. Alb. Osman Köksal ve [1960 Milli Birlik Komitesi "radikal"lerinden] Em. Kur. Alb. Orhan Kabibay gibi daha pek çok muvazzaf veya emekli radikal komutan ile sivil cuntacılar vardı. [Deniz Kuvvetleri Komutanı Ora. Celal Eyiceoğlu ile Genel Kurmay Başkanı Memduh Tağmaç cunta oluşumu dışında bırakılmışlardı.]"

            Ancak, 9 Mart 1971 Sol Darbesi, Gürler ile Batur'un "çark" etmesiyle sonuçsuz kalır. Cuntada yer almış Dz. Bnb. Erol Bilbilik durumu şöyle ifade eder: "Tepede iki grup vardı. Birinci grup, Tağmaç, Cumhurbaşkanı [Eski Genel Kurmay Başkanı Em. Org.] Cevdet Sunay ve Eyiceoğlu [ile 1. Ordu Komutanı Org. Faik Türün], yüzde yüz ABD Emperyalizmine bağlıydı. İkinci grup ta Gürler ve Batur. Onlar biraz daha ılımlıydılar. Güç dengesi ABD emperyalizmine tam bağlı gruba geçince Gürler ve Batur ezilip yok edilmekten korktular. İkili oynadılar ve sonunda bizim hareketi çökerttiler." Batur'un çark etmesinde, muhtıradan hemen önce Şubat sonunda, karargâhından hiç kimseyi almadan tek başına Amerika'ya gidip ABD Hava Kuvvetleri Komutanıyla yaptığı görüşmenin etkisi de olmuştur denebilir.

            12 Mart muhtırasında, kendi cuntalarının başında olduklarını bildikleri Gürler ve Batur'un da imzalarını gören, çoğu 9 Mart Cuntacısı kendilerinin darbe yaptığını sanır. Gerçeği, gelen tutuklama ve yargılamalar dalgası ile kısa sürede anlarlar.

            Okuduğum kitap,1961'den, bu olmayan 9 Mart Darbesi ile olan 12 Mart Muhtırasına uzanan on yıllık dönemi anlatıyor. 1980 İhtilâli sonrasında apolitikleştirilen yeni neslin, bu dönemi muhakkak bilmesi öğrenmesi gerekir diye düşünüyorum ben; bu on yıllık dönemde ders alınacak hem olumlu hem olumsuz çok örnek var, bu kitabı okuyan gençler, neler olmuş Türkiye'de, yine olabilir, diyecekler.

           

  YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ
BİZİ TAKİP EDİN
  • YUKARI