Turgay ÖZBEK - DÜNYA HALİ
  Güncelleme: 28-11-2021 20:25:00   10-10-2021 12:32:00

Mütareke İstanbul'u

            Okuduğum kitap Tamer Erdoğan tarafından hazırlanmış. İlk baskısı 2005, ikinci baskısı 2012 yılında Everest Yayınları tarafından yapılmış, 212 sayfa. ISBN: 978-605-141-000-5.

            "İstanbul'da Mütareke dönemi, gazetelerin Mütareke haberleriyle çıktığı 31 Ekim 1918'den son İtilaf birliklerinin İstanbul'u terk ettiği 2 Ekim 1923'e kadar yaklaşık beş yıllık bir dönemi kapsar. … [mütareke] imzalandığında Türkler, ortaya çıkan tarihsel durumun, çok geçmeden kendilerini gelecekleri hakkında bir seçim yapmaya zorlayacak yeni bir sürecin başlangıcı olduğunun pek farkında görünmüyorlardı. Dört yıl süren kan ve ateş cehenneminden çıkmak, kalplere az çok bir ferahlık vermişti. Boğaz'da yatan İtilaf zırhlılarının tehditkâr kütleleri, başkent sokaklarında dolaşan yabancı üniformalar, azınlıkların taşkınlıkları rahatsızlık verse de büsbütün tahammül edilemez değildi. Nihayet yenilmişlerdi ve bir şeylere katlanmaları gerekecekti." Tamer Erdoğan, "-çocukluklarında da olsa- Mütareke İstanbul'unun havasını teneffüs etmiş" onbeş yazarın yirmi romanından alıntılar yaparak o günlerin havasını solumamızı sağlıyor kitabıyla.

            "İşgal altındaki şehirde hayat … çeşitli görünümleriyle devam etmektedir. Çeşitli ırk ve milletlerden işgal askerleri, Mart 1920'den itibaren Karadeniz'den gelen gemilerin İstanbul'a döktüğü Beyaz Ruslar zaten renkli bir nüfus yapısına sahip olan şehre başka bir çehre kazandırmıştır. … Beyoğlu ve uzantıları çılgınca eğlenmektedir. Öte yandan … 'kendi tevekkülünün ve ıstırabının gecesine kapanmış' bir başka İstanbul daha vardır [surlarla çevrili eski kent]".

            Sodom ve Gomore adlı romanında Yakup Kadri Karaosmanoğlu'ndan dinliyoruz: "Emlak ve akar taksiminde Ermenilerle ortak olan, muhtelif tarz kaçakçılıklarda Rum piratlarıyla ele ele veren; şehrin muhtelif noktalarında yangın emvalini (mallarını) talan eden ve rüşvet mukabili milliyet satan, adam kaçıran, haksız ve müzevver (düzmece) dava kazandıran bu İtilaf Zabitleri dört senenin içinde hayli zengin olmuşlar ve yüklerini tutmuşlardı."

            Sınıf Arkadaşları adlı romanında Cevdet Kudret Solok'u dinliyoruz: [Vesika usulü birdenbire kalkmıştır. Fırınlarda yine eskisi gibi beyaz ekmek pişirilmektedir.] "Demek ki bundan sonra un yerine süpürge tohumu … , kahve yerine kavrulmuş nohut … kullanılmayacaktı. [Ama] Şimdi bazı evlere erzak dolu küfeler giriyor, fakat bazı evler bu küfeleri sadece seyrediyordu. Halbuki harpte aşağı yukarı herkes birbirine benzemişti. Şimdi ise bir kısım halk öbür kısma yukarıdan bakıyordu … Beyoğlu, gece sabahlara kadar bir ışık denizi halinde yüzüyordu … Fakat İstanbul … hayat güneşin doğmasıyla başlayıp, batmasıyla sona eriyor. Akşam ezanıyla beraber herkes evine giriyor."

            Sahnenin Dışındakiler adlı romanında Ahmet Hamdi Taşpınar'ı dinliyoruz: "Daha harp içinde el değiştirmeye başlayan servet, içtimai hayatın nizamını bozmuş, beş altı sene evvel müreffeh sanılan ve eski payitahtın asıl hayatını yapan bütün orta sınıfı harap etmişti. Umumi Harp içinde çıkan yangınlarda evi barkı yananların çoğu halâ medreselerde idi."

            Esir Şehrin İnsanları adlı romanında Kemal Tahir'i dinliyoruz: "Son zamanlarda polis kendilerini satan 113 küçük kız çocuğunu yangın yerlerinden toplamıştır. Yaşları küçük olduğundan bunlara vesika verilememektedir. Yarısı cinsel hastalıklara yakalanmış… Hrisantos, Dolapdere'de bir sivil polisi çevirmiş, üstünü arayıp bırakmış. Abdurrahman Efendi adındaki öteki polisin silahını istemiş, vermeyince kafasına bir kurşun sıkmış … Tatavla'ya sapıp savuşmuş … Hrisantos bununla beşinci polisi öldürmüş oluyor."

            Aşktan da Yüce adlı romanında İskender Ohri'yi dinliyoruz: "Rus güzelleriyle kibarları, şehre ve hele zevk ve sefahat yatağı olan Beyoğlu'na, yeni ve çekici bir hava getirmişlerdi. Şehrin nefis kumsallarında, hele Florya'da açık saçık denize girmeyi onlar halka öğretmişlerdi."

            Okuduğum Türk Romanında Mütareke İstanbul'u adlı kitaba konu edilen bütün romanlarda İstanbul-Beyoğlu karşıtlığı dikkati çeken bir husus. "Beyoğlu" Şişli ve Nişantaşı'nda yaşayan Türkleri de kapsamaktadır. Mahalle adlı romanında Salahaddin Enis Atabeyoğlu bu zümreyi şöyle anlatıyor: "… salonlarını, kapılarını artlarına kadar düşman zabitlerine [eşleri ve kızlarıyla birlikte] açmışlardı. Filhakika bu tabaka mensubu, milyonlarca insanın haşrü neşr olduğu bu harpte bir şehit ve cenaze vermediği gibi, insanların şehirlerde ve köylerde açlıktan sinekler gibi öldükleri günlerde açlık nedir hissetmemişler"di.Acılar adlı romanında Agâh Sırrı Levend: "Onlara göre [bütün suç Osmanlı'yı savaşa İngiliz'lerin değil de Alman'ların yanında savaşa sokan İttihatçılarda idi] yegâne çare İngiliz siyasetine temayül gösterip mümaşat (uysallık) etmekti. … Mağlubiyetin zilletini kabul etmek zaruri idi. … [bizi] sultanıyla, hükümetiyle hemen Anadolu'ya tard etmedikleri de bir lütufdu."

            Romanlarda "Asıl İstanbul, yani surlarla çevrili eski kent vakarın, haysiyetin simgesi olarak yüceltilirken; Beyoğlu ve uzantıları ihanetin, işbirlikçiliğin, teslimiyetin, zilletin simgesi olarak aşağılanır." Kitaba konu edilen romanlardan, Gün Batarken ve Ateşten Gömlek dışındakilerin zaferle sonuçlanmış bir bağımsızlık savaşı sonrası yazıldıkları gözönüne alındığındaİstanbul-Beyoğlu karşıtlığını doğal karşılamak gerekir.Yine de, her iki taraf için kullanılanyargı sıfatları gözardı edildiğinde, ortaya Mütareke İstanbul'unun sosyal dokusunun, devam eden hayatın kapsamlı bir resmi çıkıyor; meraklısına.

  YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ
BİZİ TAKİP EDİN
  • YUKARI