Turgay ÖZBEK - DÜNYA HALİ
  Güncelleme: 28-11-2021 20:24:00   13-09-2021 11:20:00

Devletle Kalkınma

            Okuduğum kitabın adı "Devletle Kalkınma", derleyen Murad Tiryakioğlu. İlk baskısı İletişim Yayınları tarafından 2020 yılında yapılmış; 402 sayfa, ISBN: 978-975-05-2994-8. Kitap 16 akademisyenin 12 yazısından oluşmakta.

            Asırların "Devletçilik"i 1980'ler de ölmemiş miydi? Aslında, öldü deyip gömen Neo-Liberal Doktrindi. Ama otuz yıl sonra, 2008 global krizi ile birlikte mezarından çıkarıldı; ondan medet umuldu. Hani, Neo-Liberal dünyada Devlet artık minimal olacaktı? Kriz ile birlikte, dünyada devletler deliler gibi, olmayan paraları harcadı, vatandaşa para dağıttı. Hani Merkez Bankası artık para basmayacaktı? Kriz ile birlikte, merkez bankaları deliler gibi para bastı. Yani, işler sarpa sarınca, otuz yıl önce alelacele gömülen "devletçilik" hatırlandı; bu kitap, bu ortamda tekrar gündeme gelen, "devlet"in ekonomideki rolünü çeşitli yönleriyle irdeliyor.

            Kitabın sekiz bölümlük ilk bölümü "Devletle Kalkınmanın Dinamikleri"; bilenlerin hafızasını tazeliyor, bilmeyenlere özetliyor. İlaveten "finansal piyasalardan teknolojik gelişmeye, yeşil ekonomik kalkınmadan nüfus politikalarına kadar çok boyutlu" güncellemeler içeriyor.

            İkinci bölüm, "Devletle Kalkınma Deneyimleri". Tereddüt edenler için, Semih Akçomak ile Ulaş Emiroğlu'nu kote edelim: "Bize anlatılagelen, piyasanın yüceleştirildiği ve devletin rolünün küçümsendiği kalkınma hikâyeleri çoğunlukla gerçeği yansıtmıyor. … Oysa sanayileşmenin büyük ölçüde devletin aktif olduğu bir ortamda gerçekleştiği konusunda sayısız örnek bulunuyor … Amerika'nın ve İngiltere'nin kalkınma hikâyesinde devletin aktif rol oynadığı uzun bir korumacı dönem hâkimdi … Almanya'da kimya sektörünü, Güney Kore'de otomotiv ve elektronik sektörünü, Çin'de iletişim teknolojileri sektörünü, yine Amerika'da nanoteknoloji sektörünü, Brezilya'da ve Çin'de temiz enerji ve bio-teknoloji sektörünü bizzat devletler yarattı. Bugün pek çok kişi Steve Jobs'u zamanının önünde bir vizyoner olarak görür ama, pek azı Apple'ın ürünlerinde kullandığı teknolojileri bizzat devletin ürettiğini bilir; yine benzer şekilde pek çok kişi Elon Musk'ı yüceleştirir ama, pek az kişi Musk'un kurduğu şirketlerin şu ana kadar 4,9 milyar dolar devlet desteği kullandığını bilir. Hegemon görüş "bürokratik ve atıl" devlet mekanizmasının, "dinamik ve rekabetçi" piyasa ekonomisi önünde büyük bir engel olduğunu savunur. Devletin rolü üzerine yaratılan bu olumsuz algının aksine, yukarıdaki örneklerde de görülebileceği gibi teknolojik ilerlemede ve bunun yarattığı ikincil etkilerde (büyüme, iş yaratma, refah artışı gibi) devletin yadsınamaz bir rolü bulunur." Bu ikinci bölümde dört yazıda ülkelerin deneyimleri anlatılıyor: Japonya, Güney Kore, Çin ve Türkiye; kısa kısa alıntılayalım.

            Japonya için Ali Akkemik, "Savaş sonrasında en az çeyrek yüzyıl boyunca kalkınmacı devlet anlayışını benimseyen bir müdahaleci bürokratlar grubu, ekonomisinin kurumlarını, hatta şirket yönetişimini buna uygun olarak dizayn etti" diyor.

            "Bir milyondan fazla kişinin öldüğü Kore Savaşı'nın yaralarının sarılmasının ardından, 1960 yılında Güney Kore, yıllık kişi başına GSMH cari fiyatlarla sadece 80 ABD Doları ile dünyanın en yoksul ülkelerinden birisiydi." Bugün kişi başı gelir 27,000 $'dan fazla. Mustafa Erdoğdu ve Murad Tiryakioğlu'na göre "Bu sonucun ortaya çıkmasında … kalkınmacı devlet yapısının rolü büyük oldu. Adeta bir orkestra şefi rolü üstlenen devlet, gerçekleştirdiği seçici müdahaleler yoluyla bu ülkenin sanayileşmesinde belirleyici bir rol oynadı. … Kore'nin uyguladığı sanayi, ticaret ve teknoloji politikaları, 18. yüzyılda Britanya, 19. yüzyılda ABD … gibi ülkelerin uyguladıkları politikalarla büyük benzerlik göstermektedir." Peki, 1980 sonrası Reagan ile Thatcher'ın açtığı yoldan koşan, Neo-Liberalizm'in [minimal devletin] en ateşli savunucuları olan bu iki ülkeye, İngiltere ile Amerika'ya ne diyelim? Az ve öz diyelim: "Ele verir talkını, kendi yutar salkımı". ["Talkın", halk dilindeki söylenişiyle "telkin"/öğüt.]

            Çin için Altay Atlı, "Çin Halk Cumhuriyeti'nin kurucusu Mao Zedong'un ölümünden sonra [1978 yılında] yönetime gelen Deng Xiaoping'in liderliğinde Çin, ekonomi yönetiminde komünist ideolojinin yerine ekonomik rasyonaliteyi esas alan bir yaklaşımı benimsedi. Üretim kaynaklarının tamamen devletin elinde olduğu, ancak yetersiz ve çoğunlukla da ideolojik hedefler nedeniyle ekonomik gerçeklik ile bağı kopan merkezî planlama üzerine tesis edilen bir sistemden vazgeçilerek kademeli olarak reform ve libarelleşme programları başlatıldı. Sovyetler Birliği örneğinde olduğu gibi büyük özelleştirmelerle kamu varlıklarından bir anda vazgeçilmedi, onun yerine bir yandan kamu sektörünün daha verimli bir hale getirilmesi hedeflenirken, diğer taraftan da kırsal kesimdeki işletmeler ve özel teşebbüs desteklendi." Benim anladığım haliyle, Rusya kolaya kaçıp özelleştirdi, Çin zora soyunup kamu sektörünü verimli kıldı. Bu iki ülkenin mevcut durumlarına bakarak çıkarılacak derste, takdir sizlerin.

            Bölümün son yazısında Mustafa Kutlay ile Hüseyin Emrah Karaoğuz'un "Türkiye'nin Ar-Ge politikaları" hakkında yazdıklarından ben bahsetmeyeyim, siz kendiniz okuyun.

            Kitabın ilk bölümü "devletle kalkınma dinamikleri", hem hafıza tazeleyici ya da gençlere özet hem güncelleme. İkinci bölüm, dört ülkenin "deneyimleri". Özellikle "deneyimler" ülkelerin ekonomik kalkınmaları üzerine kafa yoranlar, ufkunu geniş tutmayı tercih edenler için bence çok önemli; çünkü, yarını düşünebilmek için, dünü ve bugünü anlamak gerekir.

  YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ
BİZİ TAKİP EDİN
  • YUKARI