Turgay ÖZBEK - DÜNYA HALİ
  Güncelleme: 28-11-2021 20:23:00   12-08-2021 18:11:00

Kâzım Karabekir'in gözüyle yakın tarihimiz

            Okuduğum kitabın adı "Kâzım Karabekir'in Gözüyle Yakın Tarihimiz, İstiklal Savaşı'nın İçyüzü".

            Genç okurlarımız için, Kâzım Karabekir'i kısaca da olsa tanıtmak yararlı olabilir. Kendisi, Mustafa Kemal Atatürk, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy ve Refet Bele ile birlikte Anadolu Direnişini başlattığı kabul edilen "İlk Beşler"i oluşturuyor. Haziran 1919'da dördünün imzaladığı Amasya Tamimi'ne Karabekir, Kolordusunun başında bulunduğu Erzurum'dan destek veriyor. Anadolu'da I. Dünya Savaşından geriye kalan iki kolordudan Ankara merkezli diğerinin başında Ali Fuat Cebesoy var. Ancak esas kuvvet, Karabekir'in 1919 Nisan ayında başına geçtiği Doğu Anadolu Kolordusu. I. Dünya Savaşında savaşmış olduğu bu bölgede halk kendisini seviyor; Erzurum Kongresi onun girişimleriyle ve onun himayesinde 1919 Temmuz ayında yapılıyor. Kongre öncesi askerlikten istifa etmek zorunda kalan Mustafa Kemal'i İstanbul'un emirlerine karşın tutuklamayı reddeden, Mustafa Kemal'e "kolordumda emrinizdeyim paşam" diyerek tekmil veren ve Kongre Başkanı seçilmesi için ağırlığını koyan Kâzım Karabekir.

            Yıllar geçiyor, çok partili sistem denemesi ile Kasım 1924'te "İlk Beşler"in Atatürk hariç dördü CHP'ye muhalif TCF, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nı kuruyor. Partiye ilgi çok büyük. Ancak, dört ay sonra, Şubat 1925'te, Şeyh Said İsyanı bahanesiyle parti kapatılıyor. Haziran 1926'da Atatürk'e İzmir'de yapılması planlanan suikast ortaya çıkarılınca, (kararları temyiz edilemeyen) İstiklal Mahkemesinde açılan davaya TCF'yı kuran dörtlü de dahil ediliyor. Üçü tutuklanıyor, Rauf Orbay ise tedavi için bulunduğu Viyana'dan dönmüyor. Neticede üçlü zar zor beraat ediyor, Rauf Orbay ise 10 yıllık hüküm giyiyor. 18. yüzyıl sonu Fransız İhtilali liderlerinden Danton'a atfedilen "her devrim kendi çocuklarını yer" sözü, (Atatürk dönemi Adalet Bakanlarından Mahmut Esat Bozkurt'un deyimiyle) "Anadolu İhtilali"nde de gerçek oluyor.

            Ekim 1927'de Atatürk "19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktım" diye başlayan meşhur Nutuk'u okuyor. Kâzım Karabekir'in Nutuk'a itirazları var; bazı gerçeklerin gizlendiğini ya da değiştirildiğini söylüyor, belgeler ibraz ediyor. Bunu gazetelere anlatıyor, yayın durduruluyor. Bunun üzerine İstiklâl Savaşı anılarını belgeleriyle 1933'de kitap haline getirip, 3,000 adet bastırıyor; kitap ciltlenmeden matbaadan alınıp yakılıyor. Evi basılıp şahsi belgeleri toplanıp yakılıyor. Kâzım Karabekir'e iade-i itibar ancak Atatürk sonrası İnönü döneminde geliyor; milletvekili ve Meclis Başkanı oluyor. Nutuk'a olan itirazlarının ve İstiklâl Harbini kendi gözünden anlatışının kitap olarak basılmaları ise vefatından sonra, kızı Timsal Hanımın gayretleriyle; İstiklâl Harbimizin Esasları (1951), İstiklâl Harbimiz (1960'da hazırlanmış olmakla birlikte mahkemeler sonrası 1969'da basılabiliyor), Nutuk ve Karabekir'den Cevaplar (1995).

            Elimdeki kitabı hazırlayan Mustafa Armağan, Sunuş bölümünde şöyle diyor: Karabekir külliyatını bugünkü bir okurun anlamakta zorlanacağı teknik üsluptan kurtararak daha akıcı bir kıvamda ve bunu bir hikâye kurgusu içinde sunmak istedim. Timaş Yayınları tarafından yayınlanmış elimdeki kitap 240 sayfa, Haziran 2012 4. baskı, ISBN 978-605-114-432-0. Kâzım Karabekir'in diğer kitaplarını okumuş birisi olarak, Mustafa Armağan'ın amacına ulaştığını söyleyebilirim. Gerçi bana göre anlatım "hikaye kurgusu içinde" olmasa da olurmuş ya da en azından daha kısa tutulabilirmiş; ama yine de elimdeki kitabın okunması çok rahat.

            Şimdi gelin Karabekir Paşa'nın dediklerinden bir kaçına göz atalım.

“Gazi Mustafa Kemal Paşa, İstiklal Savaşı’nın gerçek seyrini ve bu arada arkadaşlarının hizmet ve fedakârlıklarını millet huzurunda açıkça belirterek Türk tarihine hakkı olan bilgiyi tam ve eksizsiz olarak vermeli, hata siyasî ve askerî planda yüksek görevler başaran arkadaşlarının, yaşadıkları değerli hatıralarını millete ve tarihe sunmalarını özellikle teşvik etmeliydi. Oysa o tam tersi bir yol tutturdu. … her şeyi kendisi düşünüp yaptı gibi gösterme sevdasına düştü. Bunu millete böyle belletmek için de başka hatıraların ve belgelerin yayınlanmasına izin vermedi. Kendi eseri olan Nutuk dışındaki kaynakları kuruttu. …

20. Yüzyılda Türk tarihi adına ağır bir leke olan bu çirkin hareketler, hızını Ankara’da yarı resmi sayılan ve adı da üstelik Hâkimiyet-i Milliye (Milletin Egemenliği) olan bir gazetede yayınlanan şu öğreti ve işaretten alır: İstiklal Savaşı’nın “Âmentü”sü şöyle bir kanun olmalıdır: Madde 1) Mustafa Kemal düşündü, Mustafa Kemal yaptı ve Mustafa Kemal yazdı. Madde 2) Bunu bir nefeste okumayan kişi, Türk vatandaşlığı hakkından mahrumdur! …

            O devrin dalkavukluk ahlâkından bir [başka] örnek: [Cumhuriyet Gazetesi‘nden alıntı, bugünkü dille] Kutsal Kitap – Dünyanın kurtarıcısı kutsal Gazimiz Efendimiz hazretlerinin kutsal gücünü ve mucizelerini beyan eden Kitâb-ı Mukaddes’in [Nutuk kastediliyor] nüshalarını İstanbul’dan Bâbıâli civarındaki İbrahim Hilmi Kitabevi’nden isteyiniz.”

            [Temmuz 1919’da Erzurum Kongresi öncesi Mustafa Kemal Paşa askerlikten istifa eder.] … "Mustafa Kemal Paşa ile Rauf Bey’i Erzurum Kongresi’ne Erzurum’dan delege (murahhas) yapmak istedik. Fakat Doğu halkı onları tanımadığı için Erzurum Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti buna itiraz etti. … ısrarım üzerine iki Erzurum delegesi istifa ettirildi ve yerlerine Mustafa Kemal Paşa ile Rauf Bey tayin olundu. Böylece Mustafa Kemal Paşa’nın, himayemde açılan Erzurum Kongresi’ne alınması kadar başkanlığa seçilmesi için de yolu açılmış oldu. Hatta Cemiyet İstanbul’dan gelenlere bir türlü güvenemediği için her ikisinin de benim huzurumda yemin etmesini istediler. Bu yemin merasimi de benim kolordu karargâhımda gerçekleştirilmiştir. … uyarılarıma rağmen Mustafa Kemal Paşa hazretleri general üniforması ve [padişah] yaver kordonunu çıkarmamakta ısrar ediyordu. Kongreye de bu askerî kıyafetle girmek istemiş, ancak delegelerden büyük tepki almıştı. Nitekim Gümüşhane delegesi Kadirbeyoğlu Zeki Bey kendisine ‘Önce üniforma ve kordonunu çıkart, ondan sonra kürsüye gel!’ uyarısında bulunmuştu. Mustafa Kemal Paşa bu sert uyarıya hak vererek ses çıkarmadan dışarı çıkmış, üniforma ve kordonunu çıkartmış ve sivil bir elbise giyerek tekrar salona gelip yerini almıştı.”

            “[1920] 30 Ekim’de ise Ermeni ordusunu 3 saat içinde perişan ettik. Sıkı bir takiple Doğu cephesindeki tabyaları işgal ettik. İki yıl önce yine Kars’ı kuşatıp kurtardığım için epeyce tecrübeliydim. Saat 3.30’da Kars’taydım. İkindi vakti direnen son tabyayı da düşürdükten sonra Kars’ın ele geçirildiğini Ankara’ya müjdeledim. … Aldığımız esirler şunlardı: 3 general, 6 albay, 12 yarbay, 16 yüzbaşı, 59 teğmen, 16 sivil memur, 12 subay vekili, 4 subay adayı, 1.150 asker… Toplam 1.100 Ermeni asker öldürülmüştü. Ganimet olarak çok önemli silahlar elimize geçmişti. … Hatta aldığımız esirler arasında Ermenilerin Harbiye Nazırı Arartof ile Genelkurmay Başkanı Vekilof, Kars kale ve grup komutanı Primof, bir de sivil bakan vardı. Ters cephe ile yaptığım bu taarruz, tarihteki emsalleri gibi bize büyük bir zafer kazandırmış, bir düşman ordusunun önemli bir kısmını ezmiş, modern bir kaleyi çok cüzi bir zayiat vererek almamızı sağlamıştı. Kayıplarımız sadece ve sadece 9 şehit ve 47 yaralıydı.

            İsmet Bey’in en ufak başarısını yere göğe sığdıramayan Mustafa Kemal Paşa’nın Nutuk’ta Kars Harekâtı hakkındaki satırları gerçekten üzüntü vericidir. Şunları yazıyor: ‘Efendiler; savaş meydanında emir bekleyen ordumuz 28 Ekim 1920 günü Kars üzerine harekete başladı. Düşman direnmeden Kars’ı terk etti. 30 Ekim’de tarafımızdan işgal olundu.’

            … Nutuk’ta geçen yukarıdaki ifade, bana karşı yapılan haksızlıklardan sadece biridir. Fakat ordunun, Mehmetçiğin şahsına yapılmış bir haksızlıktır. Bu itibarla bana şahsi haksızlıktan daha ağır gelmiştir.”

            Gerisini kitaptan okuyabilirsiniz. "Resmi tarih"e itirazlara ilgi duyanlar için, İstiklâl Savaşı konusunda bu kitap, kanaatimce, iyi bir başlangıç. Daha derin ve detaylı bilgi sahibi olmak isteyenler doğrudan Karabekir Paşa'nın kendi kitaplarına başvurabilirler. Mustafa Armağan'ın dip notlarında da "resmi İstiklâl Savaşı tarihi"ne diğer itirazlar hakkında bilgiler var, meraklısına.

            Son bir söz, birisine müteşekkir olmamız, onun bazı yaptıklarını yeri geldiğinde eleştirebilmekten bizi alıkoymamalı; kişileri sevap ve günahlarıyla kabullenebilmeliyiz.

  YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ
BİZİ TAKİP EDİN
  • YUKARI